Kimin mi?
Hani o, seni en çok üzenin,

en kızdıranın adını

 Yaz adını buraya; ” ” ve ekle;

 Eşin belki

Belki de annen-baban

Ya da kardeşin, komşun, en iyi arkadaşın

Artık, seni inciten ve de “kıymetlin”

her kimse, işte onun

” ” Öldü! Yok artık!

Ne bir daha bu eve gelecek, ne telefon edecek, ne de bir daha karşılaşacağım onunla!

Artık ” ” Yok! Öldü O Hiç olmayacak bir daha

Bundan sonra, aranızda geçen olayları düşün

Hani seni çok inciten, üzen-kızdıran ve “Asla!” dedirten her yaşanmışlığı

Gör bak, nasıl bomboş ve anlamsız gelecek

Ölümün değdiği her şey nasıl silikleşecek, nasıl artık fonda kalacak hayat!

Aniden değişecek paradigmalar!

“Neden?” diyeceksin”Neden kırdım ki onu?” “Şu üç günlük dünyada değer miydi?”

Ve Tarifsiz sızlayacak yüreğin

İşte bak dünya bir an! Bir varmış, bir yokmuş

Giden asla geri gelmiyor ve insan “keşke” diye bir ömür boyu yürek sızılarıyla kalıyor sonra

Böyledir ölüm Ansızın gelir ve keskin bir bıçak gibi ayırıverir dünyaları…

Ve bizler, hep “ölecek yaşlarda” olduğumuz gerçeğini bile bile, görmezden gelir, hiç ölmeyecek gibi yaşarız

Oysa geçen her saniye haykırır bize;

“Ölüm var heyy!”

Bir ebemkuşağıdır ölüm

Her giden hep “sırma saçlı-badem gözlüdür” ya hani

” ” Öldü diyerek işte, şimdi değiştir paradigmaları!

Ve en bâdem gözlüne sımsıkı sarıl! Bırakma sakın!

Bak, tik-taklıyor zaman; “Ölüm var heyy!”

İşte bu, “Ölmeden önce ölmek” yani Olmak sırrındandır

Ve bundandır “Her vakit ölümü hatırlayın!”diye emredilmesi

Sırra eren, hiç “keşke” demeyecek

Ve

Nasıl hayattayken öldürüp de gayrımızı, sıfırlıyorsak ona karşı içimizi, aklımızı-yüreğimizi

Nefsimize de böyle yapmalı!Sıfırlamalı dâim

Sınır dışı tüm arzu ve dayatmalarını, ölüm silgisiyle silivermeli

Ölmeden Ölmeli!

Ölmüş olan, hiç dünyaya tapar mı? “Şunu, şunu da isterim” der mi?

Ölmüş olan, yalan-kötü söz söyler mi?

Ölmüş olan, haset-zulüm eder mi hiç?

Ölmüş olan, benlik davası güder, kin tutar mı?

Ölmüş olan, incinir mi?

Ölmüş olan, İncitir mi hiç?

 

Gelin ÖLüverelim hadi!

OLuverelim..

Muhabbetle efendim

Ayşe Reşad

Reklamlar

About simuzer

"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki güneş'ten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir." R. Nurdan

One response »

  1. ahmeds dedi ki:

    Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü’minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, herşeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.

    Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

    Risale-i Nur Külliyatı Mektubat / Yirmi İkinci Mektup’tan
    selam ve dua ile sıddık dayecan

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s