Hayatınızda mutlaka pek çok yolculuk yapmışınızdır. Yollar uzayıp gider. İnsana bitmeyecek endişesini verdiği yol serüvenlerini kim bilir ne kadar yaşamışızdır.
Garip bir sır olmuştur yollar… Şairlere, yazarlara neler yazdırmamıştır ki? Ayrılıkla, kavuşma gibi iki zıttı temsil eden yollara kimler ne duygularla çıkmamış, ne duygularla bakmamış ki. Herkese bir diyeceği, bir getireceği olmuş yolların…

Çoğumuz da bu duygulardan uzak yolların kahırlı sıkıntısıyla, ne zaman bitecek duygularıyla sabırsızlaşmışızdır. Arabanın ritmine uygun müziklerin karamsar hüznüyle yolları bir kat daha büyütüp çekilmez hale getirmişizdir. Önümüzden akıp giden onca değişik ve değişen manzaraları kasvetli bakışlarla kapatıp, karartmışızdır.
Ne bırakmıştır bizde bu yollar? Boşa giden vakitlerin boş can sıkıntısı ve yorgunluklarından başka. Belki birkaç günde yolculuğun sıkıntısından, yoruculuğundan, şişen ayaklarımızın sızısından dert yanıp durmuşuzdur eşe dosta.
Bütün bunların dışında başka şeyler olamaz mı, bulunamaz mı bu yolculuklarda? Hayatınızı değiştiren bir bakış. Sizi imanî boyutunuzun çok daha ötelerine taşıyan bir anlık tefekkür. Sıkıntılı halinizi unutturan bir düşünce. Günlerce sizi sarıp sarmalayan bir değişim. Yolculuk hatırası olarak yakınlarınıza anlatacağınız, yol boyunca edindiğiniz şikâyetlerin dışında bir şeyler olamaz mı? Yolculuk anılarımızda yorgun bir vücudun dışında bizi canlı kılan, ruhi bir dinamizim yakalanamaz mı?
Hayatı yollarda olanlardandır Bediüzzaman. Hapisler, mahkemeler, sürgünler. Onun kalmasına uygun görülemeyen yerler, aranan daha kötü mekanlar. Onun için mecburi olan seyahatlar. Bize göre gariplerin ama “ne mutlu o gariplere” olanların garip hayatı. Ve garip seyahatları, yol boyu garip düşünceleri.

İstanbul seyahatından sıkıntı duyup duymadığını soran Eşref Edip’e Bediüzzaman’ın ruhunun sırlarını açan, ruh zerafetini ortaya koyan cevabı: “Bana ıstırap veren milletimin maruz kaldığı tehlikelerdir.”
Ne yaşlılıktan, ne diz ağrılarından, ne yol külfetinden ıstırap duymak yok. Ben eksenli bakış, ben eksenli düşünüş ve ben eksenli yaşayışı olmayanların ben eksenli ıstırapları, şikâyetleri de olamaz.
İşte o seyahatların bir başkası. Mevsim bahar. Büyük bir ihtimalle yine mecburi bir seyahat. Annesine, babasına, memleketine bir gidiş değil. Garibane bir seyahat, bizlere göre garip bir seyahat. Düşünceli bir seyahat. Kainat kitabı önünde hece hece, dilinde tesbih tesbih. O kitabın sayfalarından biri olan bir tepecikten gözüne ilişen küçük bir harf. Önünde açılan Allah’ı tanıma boyutları. O harfin, o küçük sarı çiçeğin anlattıkları. Ondaki tefekkür ikliminden bize damlattığı yansımalar. Vatanında, sair yerlerde gördüğü, hatırladığı tüm sarı çiçeklere birden gidiş, birden hatırlayış. Esmadaki azami mertebelere ulaşma. Kalbe gelen mana.
Bu çiçek kimin mührü ise, kimin damgası ise ve kimin sanatı ise elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, O’nun mühürleridir, O’nun sanatıdır. Akıl ile kalbi elinden tutup götürürken yol kenarındaki küçük bir sarı çiçekten başlayarak tüm sarı çiçeklere ve tüm kainata ulaştırıp her şeyden tek tek “eşhedü en la ilahe illallah” şehadetini akıl ve kalp kulağına işittirme.
Bilmem kaç kere dinlemişsinizdir Yunus’un sarı çiçek ilahisini? Belki de ninnilerde uyumanıza eşlik etmiştir. Yunus’un konuşturduğu o masum sarı çiçek Bediüzzaman’da, Allah’ı bilmede sarsılmaz bir delil olur. Kazınmaz bir mühür, susturulmaz bir şehadet. Ve tüm sarı çiçekler birden konuşur, Rablerini söylerler.
“Sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır?
Çiçek der derviş baba annem babam topraktır.”

Diyen Yunus’un sarı çiçeğine karşılık Bediüzzaman’ın sarı çiçeği Allah’ın birliğine mühür olur. Toprak perdesini kaldırır Rabbinden gelen bir mektup olur okutur kendini bizlere.
Artık basabilir misiniz sarı çiçeklere, kırmızı, mor çiçeklere? Tutup kopartabilir misiniz onları? Ya da Bediüzzaman’ı ve tefekkürünü hatırlamadan geçebilir misiniz, bir sarı çiçeğin yanından?

Nuriye Çeleğen
Reklamlar

About simuzer

"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki güneş'ten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir." R. Nurdan

2 responses »

  1. ahmed dedi ki:

    Her yeni gün, yeni bir âlemin kapısıdır

    Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakikî ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakikî istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.

    Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür. Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün değil ise çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini değiştirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde şehâdet ettirebilirsin. Eğer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır. Ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karma karışık perişâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduğunu gösterir, “Allah göklerin ve yerin nurudur” (Nur Sûresi: 35.) âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikâsıyla ışıklandırır. Senin lehinde nurâniyetle şehâdet ettirir.

    Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede!” Zîrâ bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmâl ve tafsil ile olduğu gibi, senin ve benim gibi bir âmînin-velev hissetmezse-namazı, büyük bir velînin namazı gibi, şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır-velev şuurun taallûk etmezse. Fakat, derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar merâtib bulunur; öyle de, namazın derecâtında da, daha fazla merâtib bulunabilir. Fakat bütün o merâtibde, o hakikat-i nurâniyenin esâsı bulunur.

    Allah’ım! “Namaz dinin direğidir” (Tirmizî, İmân: 8) buyuran Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ve onun bütün âl ve ashâbına salât ü selâm eyle.

    Sözler, s. 246

    Lügatçe:

    lâakal: En azından.

    âlem-i misâl: Görüntüler âlemi.

    tenevvür: Nurlanma, aydınlanma.

    zulümât: Karanlık.

    herc ü merc-i dünyeviye: Dünyadaki karışıklıklar.

    kitâbet-i kudret: Kudret yazıları.

    in’ikâs: Aksetme, yansıma.

    taallûk: Alâkalı, ilgili olma.

    Bediüzzaman Said NURSÎ

    selam ve dua ile aneycan mevlam kendine hakiki abd eylesin yarattığı her şeye tefekkür gözü ile bakabilenlerden eylesin.amin

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s