Sofranızda sevmediğiniz birisinin yemek yediğini fark etmiyorsunuz belki.
Ama Efendimiz (sav) besmele çekmeden yenilen yemeğe şeytanın ortak olacağını söylüyor?
Hep unuturuz.Söylemeyi arzu ederizde telaştan unutur gideriz o gizemli sözcükleri.
İsterseniz gelin bugünden tezi yok bu unutkanlığımıza savaş açalım.Şöyle bir hafta,on gün sürdürelim bu mücadelemizi.
Daha sonra besmele çekmeyi unutan bizlerin bu konuda çok güzel bir alışkanlık kazanmaya başladığını göreceksiniz.
Her sofraya oturuşumuzda mutlaka seslice bir besmele çekin;bakın unutanlarda hatırlayacaktır besmeleyi.
Ne duruyorsunuz bu işi başaracağız!
Besmelenizi çekmediniz mi hala ?!?!?!
Reklamlar

About simuzer

"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki güneş'ten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir." R. Nurdan

5 responses »

  1. ahmed dedi ki:

    Birinci SözBismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın Lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki:Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyacâtına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur… Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı… Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kâtıü’t-tarîka rast gelse, der: "Ben, filân reisin ismiyle gezerim." Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın,hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz Aczin ve fakrın , seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.Başta demiştik: Bütün mevcudat, Lisan-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi?Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket "etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi "bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühûletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yi Mûsâ (A.S.) gibi فَقُلْنَااضْرِبْْبِعَصَاكَالْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer a’zâ-yi İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَانَارُكُونِىبَرْدًاوَسَلاَمًا âyetini okuyorlar.Mâdem her şey mânen Bismillah der. Allah namına Allah’ın ni’etlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız…Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?Elcevab: Evet o Mün’im-i Hakiki, bizden o kıymettar ni’metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir’dir. Başta "Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada, ”bu kıymettar hârika-yi san’at olan nimetler Ehad-ü Samed’in mu’cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek” fikirdir. Bir pâdişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün’imlere medih ve muhabbet edip, Mün’im-i Hakiki’yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir.Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah namına başla, Allah nâmına işle. Vesselâm.güzel ve manalı ve faydalı ve hatırlatıcı paylaşım için teşekkürler aney…selamlar sevgiler dua ile…

  2. Yaban Gülüm dedi ki:

    selam ve dua ile …çok kez gaflete düşüp unuttuğumuz besmeleyi hatatımızda ki her işe başlamadan çekmeyi ve dilimize bir nevi tesbih etmeyi başarabilirsek inşaallah sofralarımızda da unutmayız..eğer ki unuttup yemeğin bir yerinde hatırladıksa besmelesiz başladığımızı "BİSMİLLAHİ ALA EVVELİHİ VE AHİRİHİ" dememiz yeterlidir şeytanı sofradan kovmaya inş…ve yediklerinin hesabını sormaya  :))

  3. ๑۩۞۩๑ GÜLİ RANA ๑۩۞۩๑ dedi ki:

    BEN OYLE ILMI VEZIZELI SÖZLER DIYEMEM KARDEŞİM AMA
    YAZININ ALTINA ŞUNUDA EKLESEN UNUTANLAR HATIRLADIKLARINDA
    BISMILLAHI EVVELI VEL AHIRI DERLERSE UNUTMAMİŞ GIBI OLUR
    SELAMETLE HAYIRLI GECELER

  4. ahmed dedi ki:

    Evvel-âhir bütün hamd ü senâlar, şükürler Âlemlerin Rabbi Cenâb-ı Allah’a, nihayetsiz salât ü selam da kâinatın medar-ı iftiharı (aleyhi efdalüssalevât ve ekmelüttahiyyât) Efendimiz’in, ehl-i beytinin ve ashâb-ı güzîninin üzerine olsun!Ya Rabbe’l-âlemîn ve ya Ekrame’l-ekramîn ve ya Erhamer’r-râhimîn! Affına sığınarak bir kez daha huzurunda içimizi dökmek, el açıp muradımızı dillendirmek istiyoruz:  Allahım! Yüce nezdinden göndereceğin bürhanlarla bizi te’yîd buyur.. hakkı-hakîkati, selim ve sâlim aklı ve apaçık beyanı her zaman yol arkadaşlarımız eyle.. ulu katındaki ulvî sırların perdesini bizim için de aralayıver.. ne olur, gözlerimizin nuru muhlis ve muhlas kullarına gösterdiğin güzellikleri bize de göster.. rahmet hazinelerini bizim için de aç, aç ve bizi bırakma başkalarına muhtaç!Ey bütün mülkün sahibi olan ve keremine hudut olmayan rahmeti engin Rabbimiz! Yüce Zâtına yakınlıkla serfiraz kıldığın kulların için nezdinde tuttuğun lütuflarla biz aciz ve muhtaç kullarını da sevindir ve bizi mahrum ve ümitsizliğe yenilmiş bîçarelerden eyleme! Ya Rab, mevhibe sağanaklarınla bizi de sırılsıklam hale getir.. ulûhiyetinin ve rubûbiyetinin sırlarını bize de aç ve yüce katından göndereceğin inayet, sıyanet ve kilâetle bizi de te’yîd buyur…Ya Rabbenâ! Münacâtımızın âhirinde peygamberler silsilesinin biricik kumandanı Hazreti Ahmed ü Mahmud u Muhammed Mustafa’ya, nezîh aile fertlerine, tertemiz, pırıl pırıl ashâb-ı güzînine bir kere daha salât ü selam ediyor, dualarımızı salih kullarının duaları gibi kabul etmeni diliyoruz! Ne olur, ümitlerimizde bizi haybet ve hüsrana uğratma! Amin!
    selam ve dua ile aney

  5. BESMELE

    Bişrî Hâfî yol kesici bir kimse olup yanında bir takım güzel sesli hafızları gezdirirmiş Gittiği şehirlerde o hafızlara Kur’an-ı Kerim okutur ve bütün insanları bir yere toplarmış İnsanlar Kur’an dinlemek için toplandığı ve herkesin aşk ve şevkle dinlemeye başladığı sırada, kendisi kalkıp şehirden dışarıya çıkar ve tenhada yakaladığı kimseleri soyarmış
    Bir gün yol üzerinde ve toz toprak içinde bir kâğıt bulur Bakar ki kağıtta «Besmele-i Şerif» yazılıdır Hemen alır, tozlarını temizler ve bir miktar da güzel kokular sürerek yüksekçe bir duvarın üzerine koyar
    O diyarda zühd ve takvası ile meşhur olan bir zat, o gece rüyasında üç defa Hak Celle ve Âlâ Hazretlerini görür ve Hak Teâlâ Hazretleri O’na hitaben:
    – Ey kulum! Bişri Hâfî’ye git O bizim ismimizi tazîmen kaldırdı, biz de O’nun ismini kaldırdık O bizim ismimizi aziz etti, biz de O’nun ismini aziz ettik O bizim ismimizi güzelleştirdi, biz de O’nun ismini güzel kıldık, böylece kendisine söyle, haberi olsun, buyurulur
    O zâhid de hemen Bişri Hâfî’nin evine giderek kapıyı çalar Kapıyı bir cariye açar ve ne istediğini sorar O da cariyeye şöyle sual eder:
    – Bu evin sahibi, köle midir, âzadlı mıdır?
    – Âzadlıdır
    – Âzadlı böyle mi olur?
    Sonra cariye içeriye gider ve olanları haber verir Bişri Hâfî de hemen yalın ayak ve başı açık olarak kapıya gelir ve:
    – Ya Şeyh! Cariye hata etmiş Bu evin sahibi, bütün insanların en âsi ve günahkâr olanıdır, der
    Bunun üzerine zâhid, rüyasını anlatır O anda Bişri Hâfî’nin kalbine hidayet ve inayet yetişerek, şevk ve muhabbet dolar Tam bir ihlas ile tevbe eder ve derhal mürşid aramaya çıkar Çıkarken cariyesi:
    – Ey efendi, biraz dur da başlığını getireyim
    – Hayır duramam Zira Cenabı Hak, beni böylece davet etmiş, der ve öylece yola düşer Ve nihayet bir mürşid-i kâmile bağlanarak, evliyanın büyükleri arasına katılır
    Tebsıra-i Evliya isimli kitabta pek çok kerametleri anlatılmıştır Onlardan birisi de şudur:
    Seyahati zamanında bir gemide giderken, gemi içinde büyük hâcegân ve tüccarlardan çok kimse olup, birisinin kıymetli bir mücevheri kaybolur İçlerinde Bişri Hâfî’den başka eski elbiseli kimse olmadığından, O’nun aldığını ümid ederler Ve sana daha güzel elbiseler vereceğiz diye soyup aramaya başladıkları zaman, Bişri Hâfî Hazretleri geminin kenarına gelerek: «Ey balıklar bir cevher getirin » diye çağırır Hemen bir çok balık ağızlarında cevherler olmak üzere geminin yanına gelirler
    Daha sonra hâcelere hitaben:
    – Kaybolan cevheriniz kadar bunlardan alın, der Onlar da bu hali görür ve cevherleri alarak, kendisinden özür dilerler
    Birisi de şudur:
    Bişri Hâfî’nin dünyadan irtihaline kadar, ayaklarına pislik bulaşmasın diye, Bağdad’da hiç bir hayvan sokaklara bevl etmemiştir Bir gün bir sipahinin atı bevl ettiği zaman, halk feryad ederek «Bişri Hâfî ya şehirden gitmiştir veya vefat etmiştir » dediler Evlerine gidip baktıkları zaman, hakikaten o irtihal etmişti

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s