Onunla ilk karşılaşmamızda bana “Hocam, ben bu dünyanın işini başaramadım; Allah’ın gücüne gitmesin ama ben bu dünyaya hiç gelmemeliydim” demişti. Üzerime diktiği gözlerinde, hayat karşısında mağlup olmuş bir adamın bitkinliğinden izler vardı.

Gizlemeye çalışıyordu ama ben, gözlerinin dolu dolu olduğunu fark edebilmiştim.

Yaşı muhtemelen elli civarlarındaydı; saçları beyazlamıştı; bir devlet memuruydu.

Bu yaşına kadar ‘helâlinden kazanmaya’ itina etmişti. Örneğine başka durumlarda da rastlanacağı gibi ‘namuslu’ olmanın faturasını ödeyenlerden biri olduğu anlaşılıyordu.

Boyunca çocukları vardı…

Modern zamanların kıskacında yaşayan ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları olan çocukları…

Başkalarının imkânlarına özenen, cebinde bol para, altında lüks bir spor araba olsun isteyen ve lügatinden ‘kanaat’ kavramını epey bir süre önce çıkartmış olan çocukları…

Onların isteklerini karşılamaktan âcizdi ve hayata maddî perspektiften bakmaya şartlandırılmış evlatları nazarında ‘güçsüz’ ve ‘yetersiz’ bir baba olduğunun fazlasıyla farkındaydı.

Çocukların zihinlerinde çevirip durdukları “Neden biz daha iyi şartlarda yaşamıyoruz? Neden hep biz tasarruflu olmak, ölçülü harcamak zorundayız?” türünden sorulara tatmin edici cevaplar verebilmekten de uzaktı.

Evlatlarını daha iyi yetiştiremediğine de hayıflanıyordu.

Aslında eşi ve kendisi onları bu yaşa getirene dek ne zorluklara katlanmışlardı?

Uykusuz geçirdikleri gecelerin sayısını hatırlamıyordu ama hayatı bir yük gibi sırtlarında taşıdıkları, ay sonunu getirebilmenin hesaplarını yaptıkları dönemlerde bile zorlukları onlara yansıtmamak için nasıl çırpınıp durduklarını anımsıyordu.

‘Yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek’ türünden terkipler herkesin ağzına düşmüş beylik ifadelerdi ve orijinalitesini kaybetmişti ama onlar ‘harbiden’ yemeyip yedirmiş, giymeyip giydirmişlerdi.

En küçük yavrularının ateşlendiği bir gece soluğu acil servisin kasvetli kapısında almışlar; üzüntülerine “ya bizden çok para isterler de, karşılayamazsak; evladımızı tedavi ettiremezsek” tedirginliği eşlik etmişti.

Hastane koridorlarında volta atarken, yaklaşan kirayı nasıl tedarik edeceğini, yakıt masraflarını nasıl karşılayacağını düşündüğünü de bugün gibi hatırlıyordu.

Çocuklarına ‘dar gelirliliğin’ mağduriyetini yaşatmamaya çalışıyordu. Öyle ya ‘alt tarafı’ bir devlet memuruydu ve aldığı para ortadaydı. Yine de başkalarında görüp canları bir şey istediğinde, onlara elde edememenin burukluğunu yaşatmamak için ‘bir yerlerden’ kısıp temin etme yoluna gittiği de olmuştu.

Bana “Hocam, biz çok sıkıntı çektik bugüne kadar” derken, aslında harcıâlem bir şey söylediği, kimle konuşursanız konuşun geçmişte yaşadığı problemlerden dem vuracağı gerçeği umurunda değildi. Bir farklılık endişesi yoktu ve tavrı alabildiğine içten olduğunu âşikâr kılıyordu.

Karşımda oturmuş, bir elli yılın muhasebesini yapıyordu.

Bir işi, iyi kötü bir geliri vardı ama ruh hâli ‘bir baltaya sap olamadığını düşünen’ bir zihnin yeniklik psikolojisini yansıtıyordu.

Öyle ya, kimseyi memnun edememişti hayatı boyunca…

Hatta kendisi bile kendisinden râzı değildi!

Çalışmış, didinmiş, gecesini gündüzüne katmış ama babalık hususunda çocuklarından geçer not alamamıştı.

Harama el uzatmamış, hakka hukuka riâyet etmişti ama iş hayatında da ‘saygın’ bir yeri olduğu söylenemezdi.

Belki bir tek otuz yıl aynı yastığa baş koyduğu hanımı ona yoldaş olmuştu ama ona da sorsalar, kim bilir nelerden şikâyet edecek, pozisyonunu daha iyilerle mukayese edip hangi mahrumiyetlerden sızlanacaktı?

İşte karşımda duran bu adam “Hocam, ben bu dünyanın işini başaramadım; Allah’ın gücüne gitmesin ama ben bu dünyaya hiç gelmemeliydim” derken bana böyle bir arka plândan sesleniyordu.

Aslında kendisini yetiştirmeye çalışan birisiydi de.

Elinden geldikçe kitap okumaya çalışıyor; daha bilgili bir baba olarak çocuklarının karşısına dikilmek istiyordu. Kendisinin ‘câhil’ olduğunu düşünmelerine tahammül edemezdi.

Konuşma esnasında bir ara “Bu yaştan sonra yabancı dil kursuna bile gittik hocam!” dediğini hatırlıyorum.

Kısacası miskin, uyuşuk, gamsız bir adam değildi.

Hatta dostları her şeyi kafasına gereğinden fazla taktığını söylüyorlardı.

Gerçekten ince ve duyarlı bir mizâcı vardı…

Kimseyi kırmamaya özen gösterirdi…

Çokça istismar edildiğini bile bile insanlar arası ilişkilerde içten ve nâzik olmaya itina ederdi.

Peki, bunca dikkatli yaşamaya çalıştığı bir ömrün âhirinde saplandığı bu ‘mağlubiyet’ düşüncesi de nereden geliyordu?

Neden çok idealist ve kararlı çıktığı bu yolun sonuna yaklaştığında “Olmadı! Beceremedim!” duygusuna kapılmıştı?

Aslında bu sorulara kendince bir cevap da bulmuştu.

Yaşadığı zaman âhir zamandı ve bu devre damgasını vuran olgu ‘başarı’ idi. İnsanlar başarıları nisbetinde değer görüyorlardı.

Dürüst, erdemli vs. olmanın pek bir kıymet-i harbiyesi yoktu. Bu tür değerlere, başarının kendilerine eşlik ettiği durumlarda itibar ediliyordu.

Bir kitapta okuduğu ‘materyalizm’ biraz da bu muydu yoksa?

Bu öyle bir anafordu ki, dindarından dinsizine, ahlâklısından dolandırıcısına herkese ârız olmuştu.

Daha fazla dindar olmak bile bu devirde başarılı/güçlü olmakla mümkündü sanki…

Sürekli öne çıkarılan ‘işinde başarılı insan’, ‘iş adamı’, ‘iş kadını’ gibi kavramlar çağın hâkim değerini deşifre ediyordu.

Evet, kendisi dürüsttü, duyarlıydı, iyi yürekliydi, yardımseverdi, en ufak bir trajedide gözleri dolardı ama ne yazık ki bunlar para etmiyordu.

Ona…

En yakınındakilere, aile fertlerine bile anlatamadığı derdini, neden benimle paylaştığını sordum…

Bana “Bilmiyorum” dedi: “Hocam, bilmiyorum”

Bense sadece dinledim onu…

Konuşarak düşüncelerini değiştirmeye hiç yeltenmedim…

Bir süre öyle sessizce oturduktan sonra “Bana müsaade hocam!” dedi…

Ve kalkıp gitti…

Sonraki günlerde nedense aklıma Hz. Nuh’a âit o meşhur dua takılacaktı:

“Rabbi inni mağlûb: Yenildim Allah’ım”

Murat Türker

About these ads

simuzer hakkında

"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki güneş'ten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir." R. Nurdan

»

  1. ahmed diyor ki:

    Allah’ım! Bizi, dünyada Senin muhabbetinle ve bizi Sana ve Senin emrettiğin şekilde istikamete yaklaştıracak şeylerin muhabbetiyle, âhirette de rahmetin ve rüyetinle rızıklandır.İlâhî! Sen benim Rabbimsin, ben Senin kulunum. Sen Hâlıksın, ben mahlûkum. Sen Rezzaksın, ben merzûkum. Sen Mâliksin, ben memlûküm. Sen Azizsin, ben zelîlim. Sen Ganîsin, ben fakirim. Sen Hayysın, ben meyyitim. Sen Bâkîsin, ben fâniyim. Sen Kerîmsin, ben leîmim. Sen Muhsinsin, ben âsiyim. Sen Gafûrsun, ben günahkârım. Sen Azîmsin, ben hakîrim. Sen Kavîsin, ben zayıfım. Sen Mu’tîsin, ben dilenciyim. Sen Emînsin, ben korkudayım. Sen Cevâdsın, ben muhtacım. Sen Mücîbsin, ben duacıyım. Sen Şâfîsin, ben hastayım.Sen benim günahlarımı mağfiret et. Beni cezalandırma. Hastalıklarıma şifa ver, yâ Allah, yâ Kâfi, yâ Rabbi, yâ Vâfî, yâ Rahîm, yâ Şâfî, yâ Kerîm, ya Muâfî. Benim bütün günahlarımı bağışla. Benim bütün dertlerime âfiyet ver. Beni ebediyen rızâna mazhar et. Rahmetinle, ey Erhamürrâhimîn.Allah c.c. razı olsun aneycan baki selam sevgi ve dua ile

  2. ...gülsultan... diyor ki:

    Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder.Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim:Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil.Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil.Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil.Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musalâhaya, husûmet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.(Lem’alar 2. Lem’a)Rabbim razı olsun, kadere teslim olanlardan olmak duasıyla. selam ve dua cümlemize…

  3. Cebrailin Kanat Sesleri diyor ki:

    UNUTTUKUnuttuk, Dünya bir gölgelikti oysa, Yolcu olduğumuzu unuttuk. Yolumuzun buradan geçtiğini sadece. Sadece uğradığımızı şu dünyaya. Yükümüzü yeğni tutmayı bilemedik. Biriktirdik,çoğalttık, artırdık ve saydık. Geriye ne kaldı? Şimdi hatırladık. Sermayemiz yokluk, servetimiz acz. Şimdi hesapladık. Unuttuk, Yüzümüzde Rahman’ın nakşı vardı. Gözümüzde Cemal’in bakışı vardı. Gönlümüzde Beka’nın aşkı vardı. Şimdi, yüzümüz yerde kaldı. Gözümüz yaşta kaldı. Gönlümüz darda kaldı. Hatırladık ve anladık ki, Buradan ötesi vardı.Senai DEMİRCİselam ve dua ile…

  4. ๑۩۞۩๑ GÜLİ RANA ๑۩۞۩๑ diyor ki:

    BENDEN HAYIRLISI GELSINYatsı ezanına birkaç dakika vardı. Camiye gitmek üzere son hazırlıklarımı yapıyordum. O sırada kapının zili çaldı. Kapıyı açtım. Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. Beni ziyarete gelmiş. Selamlaşıp, kucaklaştık. Buyur ettim. Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik. Muhabbet gerçekten koyu idi. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim geç oldu, bana müsad diyerek noktayı koydu ve kalktı. Sokağın başına kadar eşlik etme teklifime, memnun olurum cevabını verdi. Birlikte çıktık. Sokağın başına vardığımızda Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah diyerek elini uzattı. Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla amin dedim. Ve arkadaşım sokağın köşesini döndü gitti… Eve dönerken, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma. Ben gidiyorum ta ki benden hayırlısı gelsin. Düşündüm, düşündükçe ürperdim. Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. Sıcacık duygularla doldum. Bir şey tarafından kuşatılmıştım. Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey. Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. Nedir, nereden duydun diye sordum. Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum,Hz. İsa Aleyhisselam ın, Peygamber Efendimiz in geleceğini müjdelediği duaymış bu dedi. Ne güzel dua imiş! Tuttum bu duayı dedim. Güldü ve o halde hiç bırakma. Ayrıca vesile ol, başkaları da tutsun diye cevap verdi ve bana bir hayır kapısı aralayarak telefonu kapattı. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah. Tutmuştum bu duayı. Bırakmaya da niyetim yoktu. İşte giden gitmişti. Hayırlı bir insandı giden. Fakat, gelmesi için dua edilen daha hayırlı kimdi ya da neydi? Bir insan? Bir haber? Yoksa yeni bir gün, yeni bir gece mi? Bir insan ise ya da bir haber, beklemeye değer. Gündüz ya da geceyse hayırlı olan, geri bırakmamaya, ihya etmeye değerdi. Tutmuştum bu duayı. Günler günleri kovaladı, hayırlar hayırları… Dua halen zihnimi meşgul ediyor. Ben de dostumun tavsiyesine uyarak, işitmeyenlere bu duayı duyurmakla vazifeli olduğumu hissediyor, fırsat doğdukça vazifemi ifa ediyordum. Kim bilir, daha ne kadar böyle duyulmamış sözler, dualar vardır. Ve kim bilir ne kadar yitip giden… Unutulmuş sözler, dualar gibi yitip gitmemek için, giderken kendisinden daha hayırlısı için dua eden dostlara kulak vermekten başka çare var mı? Ve hayır dileyen bütün sözlere. Her sabah namaz uykudan hayırlıdır diye seslenen müezzin hayra çağırır. Yanlış bir adımda kalbin derin bir yerinde uç veren sızı hayra çağırır. Hayır her adımdadır. Can kulağını açık tutana. Ninelerimiz, evin çatısında ötüp duran kargaya,hayrola karga, hayır isen öt, şer isen git derler, karganın ağzından hayrı çağırırlardı. Dedelerimiz, ters giden, sarpa sarmış işlerini hayırlısı olur inşallah der, bir çırpıda aşıverirlerdi. Şimdi hayra sarılıp hayır dileyenler ne kadar az. Daha hayırlısı onun için mi gelmiyor ne? ve şimdi ben gidiyorum, ta ki BENDEN HAYIRLISI GELSiN … HAYIRLI CUMALAR…

  5. Rayiha diyor ki:

    Ey Rabbim…Bir beyaz güvercin gördüm, semalarda sana zikreden…Bir uçan güvercin gördüm, sana benden daha yakın olan…Bir nurlu güvercin gördüm, senin nurunla ışıl ışıl…Utandım Rabbim, utandım…Benden daha küçük ve güçsüz bir güvercinin sana olan aşkından utandım.Oysa ki, ona değil bana verdin tüm güzellikleri…Ona değil, bana sundun tüm olanakları…Peki ya ben ne yaptım, aman ya Rabbi…Ben sana o güvercin kadar bile kulluk edemedim.Ey Rabbim…Semaya doğru açtım ellerimi, ya Rab sen affeyle beni…O küçücük güvercin gibi bende yanıp tutuşayım bir tek senin aşkından…Ben de, o masum güvercin gibi zikredeyim her daim ismini…İçimi öyle aşkınla yak ki Rabbim…Senin için akıttığım gözyaşlarım, sana gözlerimi feda etsin…Senin uğrunda kör etsin de, dünyadaki o gaflet ve nefislik şeyleri gözlerim görmesin…Öyle bir uğultu ver ki, hiç bir kötü söz duymasın bu kulaklarım…Sadece kendi zikrimi hissedeyim de huzura erenlerden olayım…Dilimi öyle bir lâl et ki, her türlü küfür ve isyandan uzak etsin beni…Senin ismini ben kalbimle de zikrederim, ya Rabbi…Yeter ki sen lâl et dilimi…Ey Rabbim…İçime öyle bir iman kuvveti ver ki, kalbim her attığında seni hatırlatsın…Ve kalbim her attığında da ismini zikrettirsin bana…Öyle bir iman kuvveti ver ki, H.z. Muhammed Mustafa (sav) gibi namaz kılmak nasip olsun.Her Kuran-ı Kerim okurken, gözyaşlarım bir de orada ki mânâlara aksın…Sen yaradansın ve her şeyi görüp, işitensin…Benim bu dualarımı da bilirim duyarsın…Sana en yakın olan yerdeyim ya Rabbi, secde de açtım semaya doğru ellerimi….Gözyaşlarımla yalvarıyorum, beni de erenlerinden kabul eyle..Bana da iman kuvveti ver.Ya Rabbi, hava da uçuşan güvercin gibi beni de aşkınla ödüllendir.Beni de o mübarek subuti sıfatı görmeyi nail eyle…AMİN….

  6. betül diyor ki:

    "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim’in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir…" (Yusuf Suresi, 53)selam ve dua ile

  7. hüda diyor ki:

    AH DİLİM AH Sus, susta kâr edelim biraz. Ne kış dedin ne de yaz. Demedin dışarıda var ayaz, Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Çektiklerimi senden bilirim. Mahşerde nasıl hesap veririm. Şahitlik yapacakmış gözlerim. Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Susmak bilmedin mağaranda, Kemiksiz dolandın yuvanda, Mutluluk var sandın dünyada, Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Hak hukuk dedin az bir zaman, Ne çekti elinden tavan taban, Bu dünya bilmez misin yalan, Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Kimini horladın, kimini sormadın. Hak emri dahilinde hiç olmadın. Ulemalardan nasihat almadın. Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Varsın diskocusu, pankçısı, punkçusu, Onlarla şimdilik yok Allâh korkusu, Bulaştıysa sana da onların pis kokusu, Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Cami kapısından girmeyenlere, İçki, zevk, eğlence diyenlere, Bazen uydun dünyalık asilere, Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Sanma dünya sana miras kalacak. Sanma senden hesap sorulmayacak. Senin de tadına böcekler bakacak. Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Gel kâr eyle Yaşar’a dön. Tek kurtuluş inan bu yön. Bugün, yarın olacak dün. Gel kâr eyle zarardan dön. Yanacağım senin yüzünden Ah dilim ah. Abdullah Yaşar Erdoğan hayırlı günler selemetle ablacım

  8. ahmed diyor ki:

    Dünyayı sahibine bırak!..Geçen hafta bir okurumdan şöyle bir mektup aldım: "Ben 26 yaşında bekâr bir gencim. Yaşadığım çevrede çok mutsuzum. Çünkü etrafımda, ‘Müslüman’ım’ diye geçinen toplum çok bozuk. Güya namaz kılıyorlar ama kadın erkek karma düğün yapıyorlar.Başları kapalı hanımlar, makyajla, pantolonla dışarıda geziyorlar. Asimile olmaya doğru gidiliyor. Benden sonraki nesiller ne hale gelir, diye düşünüyorum. Akşamları ibadetle meşgul oluyorum, dinî kitaplar okuyorum fakat sosyal hayata katıldığım zaman, gayri İslamî tavırlar takındığım oluyor. İslam’ı güzel yaşayabileceğim bir yere gitmek istiyorum. Acaba orası, neresi olabilir?"Bizler aradığımız nizamı bulmaya değil, kurmaya geldik. Mükemmel bir İslam cemaati bulmak yerine, mükemmel bir İslam cemaati olmakla mükellefiz. Çevremizde gördüğümüz olumsuz hallerle, gevşemek veya küsmek yerine, onların aksi şekilde hareket etmeye gayret edeceğiz.İyiliklerin bütünü İslamiyet’tedir, kötülüklerin bütünü de İslam’ın dışındadır. Bu gerçeği kabul edelim. Gübre gibi pis bir şey bitkilerde verimi artırır. Aynı şekilde çevremizdeki olumsuz hayatı gübreye benzetebiliriz.Mesela arkadaşlarımın rezil hallerini görünce içim kan ağlıyordu. Arkadaşlarımın hayatına bakarak, "aman ben bunlar gibi olmayayım" diyerek kurtuldum. Gördünüz mü gübreyi; halis gübre…1939 yılında mahallemizdeki bir hanım, çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretiyordu. O dönemde durum şöyleydi; koşa koşa gidiyorduk hoca hanımın evine. Sağa sola bakıyorduk. Bir, polis var mı; iki, jandarma var mı; üç, zabıta var mı? Bunlar yoksa hemen kapıyı açıp içeriye dalıyorduk. Zaten evler o zaman kerpiçten ve tek katlıydı. O hanım hocanın ilk sorduğu ‘Kimse gördü mü?’ olurdu. ‘Yok’ derdik ‘Kimse görmedi, biz koşarak geldik’. Ondan sonra başlardı okutmaya. Çok da acayip, zor bir öğretme metodu vardı.Şimdi her şey serbest… Arapça öğrenmek, ibadet yapmak serbest… Şimdiki gençlerin İslam âlimi olmamasına şaşıyorum. Her şeyin imkânı var.İnsan tek başına kalsa da, Müslüman olduğu müddetçe, dinini yaşamalıdır. Evvela kendisini, sonra mıknatıs tesiri yaparak, başkalarını kurtarır. Çöplüğün içinde inci taneleri bulunabilir.Siz başkalarından şikâyet edeceğiniz yerde, İslamiyet’i yaşamaya çalışın.Allah’a kul olanlara ne mutlu! Onlar verilen emirleri yapar ve düzeltemedikleri şu dünyanın çilesini çekmezler. Bilirler ki bu dünyanın bir sahibi var. Sen, dünyayı sahibine bırak. Kendi kendine sahip olmaya çalış. Başkalarının derdine ağlarken, dert küpü haline gelme.Dünyanın her yerinden cennete gidecek yol vardır!..HEKİMOĞLU İSMAİLselam ve dua ile sıddık aneycan

  9. Yaban Gülüm diyor ki:

    Saat hangi dakikada durur?Günlerden hangi gündür?Mevsim kış mıdır, bahar mı?Yer yerindedir de benim yerim kaymıştır ayaklarımın altından.Son denilen andır. Neyle kalakaldım?Elimde avucumda ne var?Şükür mü, sabır mı, kanaat mi?Kulluk mu, isyan mı?Andan ana değişir haller ömür sürdükçe.Saat bir sabrı vurur, bir isyanı&Bugün bilir, duyarım acizliğimi.Yarın büyür büyür de yer üzerinde kibirle yürürüm.O, tevbeleri çokça kabul eden, bağışlaması bol olandır.Ve göklerin kapıları açıktır hâlâ, yer ayaklarımızın altındadır.Son pişmanlıktan önce pişman olmak için belki son fırsattır. Başka kapımız yokAciziz, kusurluyuz, hatalıyız Ya Rabbi!Ya tevbeleri çokça kabul eden olmasaydın!Ya tevbeyi yaratmasaydın!Halimiz nice olurdu?Layık değiliz kapına, lakin gidecek başka kapımız yok.Kime varalım?Rasulün haber verdi:Bir adam günah işlemişti. Bildi günahını, yalvarıp yakardı:- Ya Rab! Hatalıyım, kusurluyum. Bağışla, affet, merhamet et!Allah Tealâ şöyle buyurdu:- Kulum bir günah işledi ve günahını affedecek ya da cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi.Şu halde ben de kulumu affettim.Sonra bu adam bir müddet Allah ın dilediği halde yaşadı. Ve bir gün yine bir günah işledi. Günahını bildi, acizliğine sığındı, Rabbine yalvardı: Pişmanım! Allah Tealâ buyurdu:- Kulum bir günah işledi ve kendisini günahından dolayı affedecek ya da cezalandıracak bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum! Ne yapsan da ben seni affettim.Günahımı bildikçe acizliğimi biliyorum.Acizliğimi bildikçe kendimi biliyorum.Kendimi bildikçe Rabbimi biliyorum selam ve dua ile aneyimm canımmm…..

  10. ecidal diyor ki:

    Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i seyyidinâ Muhammedin salâten tuncînâ biha min cemîil’ehvâli vel’âfât. Ve takdîlenâ bihâ cemîal’hâcât. Ve tutahhiruna, bihâ min cemîis’seyyiât. Ve terfeunâ bihâ âledderacât. Ve tubelliğunâ bihâ eksal’ğâyât, min cemî’ilhayrâti fil’hayati ve bâdel’memât. Hasbunallâhu ve nî’mel vekîl, nî’mel mevlâ ve nî’men’nasîr. Ey Allah’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.)aline (ve ümmetine) öyle bir salatu selam eyle ki, O salatu selam ile bizi tüm endişelerden, korkulardan, felaketlerden, muhafaza eyle. O salatu selam ile tüm hacetlerimizi ihsan eyle. O salat ile bizi bütün kötülüklerden temizke. O salat ile bizi en yüksek derecelere yükselt. Gayelerin en son, en yüksek makamına bizi onunla ulaştır. O salat ile hayat ve ölümümüzden sonra da bizi tüm hayırlara kavuştur. Yüce Allah, bize kafidir. O ne güzel vekil, ne güzel koruyucu ve ne güzel yardımcıdır. Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh… Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)Ne alimlere karşı övünmek ne cahillerle münakaşa etmek ve ne de meclislerin seçkin köşelerinde yer almak için ilim tahsil etmeyiniz. Kim böyle yaparsa cehenneme müstehak olur. Cehenneme müstehak olur.İbni Mace Mukaddime 23. "Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh… Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)En üstün sadaka bir Müslüman’ın ilim öğrenmesi ve sonra da öğrendiği ilmi Müslüman kardeşlerine öğretmesidir. Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir. Hadis-i Şerif Özledik seni Nur Yüzlüm. Özledik Seni gül kokulum. Bugün Senin o güzel adın anılıyor. EFENDİMİZİN DOĞUM HAFTASI ÜMMETİ OLAN BİZLERE KUTLU OLSUN .

  11. Cebrailin Kanat Sesleri diyor ki:

    Hüsn-ü zannımı yenileyerek,Rahim ismine sığınarakla taknetuminallah ayetinde hıçkıran imamın sesiyle,hasret zincirlerimi kırarakparamparça,ne mutlu o gariblere nidasını duyunca,cesaretimi korkaklığıma düğümleyerek düştüm kapına!…Badı- ı sabada kapına geldimnalan olan gönlümleaşkın şarabına bandımda geldimfirakına mübtela ömrümleEy hünkarım sana visal etmek kavlimletahammül kalmamış bu biçare halimlelutfeyle mülkünden bir zerre ileŞemin de bir nur ver aydınlanayımcanan derim,canı vermektir istidadımcilvegahından bir köz düşürde yanayımtenha yerinde boğankırılır kan kırmızı gülleribülbül mecnun olursukut eder terennümleriDerdimin şifası sendedir YarabLal olan dilimin sözü,sendedir Yarabüryan geldim kapına,günah defterim sendedir Yarabdüçar olmuş dertlerimin eczası sendedir YarabŞifamı tez eyledilimi söz eylegünahımı setr eylemeftun geldim kapınabeni sana ram eyle..

  12. Dürr-i Yekta diyor ki:

    Ruhun tebessümü Başlangıçlar güzel oluyor, eğer ki geçmişte yoksa acı bir hatıra.Yoksa kalıplaşmış önyargılar, başlangıçlar hoşluk oluyor.Bazense öğrenişler acı oluyor bu hoşlukların yanıbaşında.Aslında sınırların çok önceden çizildiği bir dünyada kendimizce kocaman hayaller kuruyoruz.Her engel biraz daha yitirilen umut oluyor.Bunu aşmak, bendleri yıkmak bizim elimizde umudu sunan Rabb çünkü, O’nun bitmez tükenmez hazinesi bize az gelmez, gelemez.Ancak kıt aklımız ve kararmış kalbimizdir ışıkları karartan.Rabb’in gösterdiği istikamette, Rabb’in bahşettiği umut ile koşa koşa gitmek hoş olsa gerek.Güzel yürekli bir dostun yazdığı söyle bir yazı vardı:“Ben yürüyorum, inşallah başaracağım…Zulmün karanlığına dost olmayı düşünmüyorum asla, düşünmeyeceğim…biliyorum ki, Rabbim kişi ile kalbi arasındadır, insan ne isterse o verilir kendisine veya onun yolu açılır… ben yalnızca Rabbimin razı olacağı şeyler istiyorum ve bunun için gerekli olan, irade-kararlılık için yine Rabbime sığınmam gerekliliğinin bilinciyle yürüyeceğim…Ben düşünüyorum, yürüyorum, başarının anahtarları Allah’a sığınmada, inşallah başaracağım…”[1]Koşuşların Hakk’a (cc) olduğu, imanın kalpte barındığı, Resül’ün (sav) örnek alındığı vakitlerde mutluluğun zirveye ulaşması şaşılacak şey olmasa gerek.İnsana gereken Rabb tarafından sunulup yolu gösterilmiştir.Nefsin dar dehlizlere çekişine dur deyip, ruhun gıdası olan maneviyatı bolca verebileceğimiz vakitler nede güzeldir.İnsan öyle lezzetlere erişir ki, kokuşmuşluğun içerisinde bocaladığı vakitlere hayret eder ve Rabbine bolca hamdedip gülümser.Bu gülümseyiş ruhtadır, ruhun gülüşü şüphesiz en tatlı tebessümdür.ALLAH c.c razı olsun can aney..yüreğinize sağlık inşaALLAH..RABBİM kolaylıklar versin.Sevgiler selamlar..

  13. sevgi diyor ki:

    Ahirzaman yiğidiKapındayım…Ne gövdemi ayaklarının altına serecek ateş var yüreğimde…Ne de cebimde sorular…Sevmeyi arayan yorgun gönlümün,Sessiz ama arzulu çekiştirmesinin peşinde…Kapındayım…Bugün böyleyim işte…Bazen böyleyim.Yangınımın alevleri susar…Fırtınam diner…Tatlı bir başağrısını katık edip,ruhuma ayna ararım anlamak için…Bir limana sığınır gibi…Kapındayım işte.Uzaktan gelmedim; zaten biliyorsun…Ben bu mahallenin çocuklarındanartakalanım…Bir taş koyamadım belki bir taşın üstüne…Ama hiç yıkmadım.Ondandır;Bir yanım hüzün, bir yanım teselli…Benimkisi…Ahir zaman yiğitliği!Kapındayım…Ne gövdemi ayaklarının altına serecek ateş var yüreğimde…Ne de cebimde sorular…Yetecek yorgun gönlüme,Hatırlanmak…Gözüm yok fazlasında…Başladığım yerde bitirmek umuduyla…Kapındayım…Murat Başaran ALLAH razı olsun ablacım çok güzeldi rabbım daım yar ve yardımcın olsun selamlar sevgiler

  14. ahmed diyor ki:

    Haydi artık sözler sükut etsin..vuslat anı.. Hadi hazır mısınız…? Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O’na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiyeceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak yüreğinizde çünkü O vaad ediyor.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıyacağını bilmek.. şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost.. Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost.. Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost.. suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost.. Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O”göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var… Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylüyecek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise.. Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun.. Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun.. sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. işte o zaman anlıyacaksınız.. ve işte o zaman anlıyacaksınız O dost ise her şey dost O sevgili ise her şey sevgili… SELAM VE DUA İLE ANEYCAN

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s